Havacılık

Vecihi Proje ve Planlanan Teyyareler

vecihi

4 SATIHLI AV UÇAĞI(1919)

“…Bu muvaffakiyetten sonra, müdürümüzden gördüğüm teşvik üzerine, asıl maksadımı teşkil eden yeni bir çalışma sahasına açılıyordum. Esasen son ihtiyaçlar karşısında tasavvur etmekte bulunduğum bir tayyare projem vardı. Bu teşvik üzerine buna ait projeleri hazırlamış ve inşa salahiyeti almak üzere, Harbiye Nezareti ne vermiştim.Bu projem dört satıhlı küçük bir avcı tayyaresi idi.Bu projenin tetkiki için İstihkâm Yarbayı Veli Bey başkanlığında bir komisyon teşkil edildi, bu tetkikat çok uzun zaman sürdü. Neticede tayyarenin inşasının fenne muvafık olduğu mütalaasıyla müsaade gelmiş, fakat diğer taraftan da yurdumuzun işgali faciası zuhur etmişti. Bu suretle birçok malzemesi de tarafımdan hazırlandığı halde inşaatı ikmal edilmeyen bu ilk eserim tarihe karışmıştı.”

VECİHİ K-VI (1925)

RESİMLİ AY DERGİSİ 1341 (1925) NİSAN SAYI:3 SAYFA: 4�5 �İLK TÜRK TAYYARESİNİ NASIL YAPDIM VE NASIL TALTİF EDİLDİM İlk Türk tayyaresini yapan ve yaptığı tayyare ile saatte iki yüz kilometre kath ederek muvaffakiyetli tecrübeler yapan Türk tayyarecisi ilk tayyareyi nasıl yapdığını anlatıyor. Muharriri: Vecihi

Bu satırları kendimi meth için yazmıyorum. Zaten Avrupa nın tayyarecilikte fevkalade terakki etdiği, dünyayı dolaşabilecek teyyareler yaptıkları bu devirde küçük bir teyyare vücuda getirmek büyük bir maharet de sayılmamak icab eder. Binaen aleyh yaptığım teyyare haddı zatında büyük bir kıymeti haiz olan bir şey addedilmeyebilir. Fakat benden bu tayyareyi nasıl inşa ettiğimi ve bu sayimin (emeğimin) nasıl mükâfatlandırıldığını duyan Resimli Ay sahipleri onu karilerine de (okuyucularına) bildirmek istedikleri için aşağıdaki satırları ıztırar(mecburiyet, çaresizlik, ihtiyaç) ile yazmağa muvafakat ettim diyebilirim. Memleketimiz tayyareci yetiştirmekte kısır değildir. Hele İstiklal Harbi�nden sonra tayyareciliğimiz hayli terakki etmiş, tayyare idaresinde muvaffakiyet ve maharet çoğalmıştır. Fakat tayyare ile uçmak otomobille gezmeğe benzer. Önünüze konulan makineyi idare etmesini öğrendikten sonra tayyare idare etmek basit bir iş kalır. Zaten bizde, büyük tehlikelere maruz tayyare seyahatleri yaparak cesaret ve maharetinizi göstermeğe imkân da yokdur. Binaen aleyh tayyare ile uçmağı basit ve adi bir iş add ettim (saydım, kabul ettim) ve kendi kendime bir tayyare yapmağı düşündüm. Öteden beri makine ile meşgul olduğum için bunu başaracağıma emniyetim vardı. Uzun müddet tereddüd devresi geçirdim. Nihayet arkadaşlarımın teşvikiyle bir tecrübe yapmağa karar verdim. Geceli gündüzlü çalışarak elimizde mevcut tayyarelerden tamamen farklı, onlardan daha basit fakat sürat ve mukavemet itibarıyle onlara faik (üstün) yeni bir proje vücuda getirdim. Bu projeyi mevkii faale koyabilmek için Kuvva-i Havaiye Müfettişliğinin tasvib etmesi lazımdı. Projemi Müfettişliğe verdim ve müsaade ettikleri takdirde bu proje dâhilinde yeni sistem bir Türk tayyaresi yapabileceğimi bildirdim. Müfettişlik, projemi eski bir tayyareci olan fen memuruna tetkik ettirdi. Fen Memurluğu projenin kabili tatbik olduğunu tasdik etti. Tayyarenin inşasına müsaade edildi. Hayatımda o gün kadar mesud olduğumu hatırlamıyorum. Büsbütün yeni sistem bir tayyare yapacak, memleketime yeni bir şey hediye edecekdim İstikbalde tayyarenin oynayacağı mühim rolü herkesden iyi bildiğim için bu hediyenin ileride kıymet-i takdir edileceğine kani idim, inşaata başlamak için icab eden malzemeyi verdiler. Ben derhal faaliyete geçtim. Benim yeni tayyarem, tayyare karargâhında bir hadise olmuştu. Bütün arkadaşlarım başıma üşüşüyor, faaliyetimi merakla takip ediyordu. İş muvaffakiyetle ilerliyordu. Gövdeyi yapdık. Ayakları takdık. Kuyruğunu bitirmek üzere idim. Ben henüz muvaffak olmak ümidiyle gece sevincimden uyku uyuyamıyor, gündüz yorulmak bilmez bir faaliyetle çalışıyordum. Artık beş on güne kadar tayyare bitecek, eserim tamam olacaktı. Bu sırada fen memuru istifa ediyordu. Bunun üzerine tayyarenin inşası tehir edildi. Bu karar beni ta kalpgahımdan vurdu. O gün beynime bir kurşun sıksalardı bu kadar müteessir olmayacakdım. Bu kadar meşakkate tehammül ettikten, bu kadar ümide düştükten sonra birdenbire tamam olmak üzere olan eserimi topraklar üzerinde terk edip çekilmek bana çok acı geldi. Günlerce tayyaremin yanına gittim, eserimin yavaş yavaş ölüşüne şahit oldum. Ölüme mahkûm hasta çocuğu yanında ağlayan bir baba vaziyetinde idim. Eserimi itmam etmeme (tamamlamama, bitirmeme) müsaade etmiyorlardı. Nihayet ızdıraba mukavemet edemedim. Bir gün bütün cesaretimi toplayarak Müfettişliğe müracaat ettim: Bey efendi dedim, memleketime ufak bir hizmet ifa etmek, ona küçük bir eser hediye etmek istiyordum. Buna müsaade edilmeyecekse ben tayyarecilikten çekiliyorum. Mesleğimden adeta nefret etmiştim. İnsan terakki eseri gösterince böyle önüne mânialar dikmek reva-ı hak mıdır? Bu müracaatım müfettişliği yumuşattı, tekrar inşaata devam etmekliğime müsaade ettiler. Artık ikinci bir mânie uğramak korkusuyla var kuvvetimle tayyaremin nevakasını (eksikler, noksanlar) ikmale başladım. İhmal yüzünden hâsıl olan hasaratı tamir ettim. Kanatları hazırladım. Motoru takdım. Tayyarem tamam olduğu gün dünyanın en büyük kâşifi kadar mesut ve bahtiyardım. Müfettişliğe müracaat ettim. Tayyaremin hazır olduğunu ve tecrübeye amade bulunduğumu bildirdim. Tayyare ikiyüz bergirlik (beygirlik) bir motorla mücehhezdi ve saatte ikiyüz kilometre sürati vardı. Mukavemet itibarıyla da Avrupa�dan getirttiğimiz tayyarelerden hiç aşağı kalır yeri yokdu. Benim bu tecrübem daha ziyade kendi tayyarelerimizi kendi memleketimizde imal kabiliyetini göstermek itibarıyla haizi ehemmiyetti. Fakat işte ikinci mânia ile mücadele etmek lazımdı. Müfettişlik, tayyarenin tecrübesine müsaade etmiyor, bir defa Heyet-i Fenniye tarafından tetkikine lüzum gösteriyordu. Tayyareyi ben yapmışdım. Üzerinde ben uçacak, hayatımı ben tehlikeye koyacakdım. Ben ne kadar sabırsızlanıyorsam onlar o kadar soğukkanlılık gösteriyorlardı. Heyet-i Fenniye tayyareyi tetkik etti. Uçmasına mani bir kusur görmedi. Fakat tecrübe yapılmasına da müsaade etmedi. Tetkikat bir aydan fazla sürdü. Bir türlü bir karar verilmiyor, tecrübe yapmama müsaade edilmiyordu. Izdırabımdan çıldıracak bir hale gelmiştim. Müfettişlik kraldan ziyade kral taraftarlığı ediyor, benim hayatımı benden ziyade düşünüyordu. Ben tayyaremden emindim. Muvaffakiyetle uçacağımdan zerre kadar şüphem yoktu. Bunu Heyet-i Fenniye�ye fenni delillerle de ispat etmiştim. O halde neden bu eserimin tecrübe edilmesine müsaade etmiyorlardı? Artık tehammülüm kalmamıştı. Bir gün gizlice tayyaremi meydana çıkardım. Motoruna gaz doldurdum. Üzerine atladım. Ve makineleri tahrik ederek havalandım. Yükseldikçe ruhum açılıyor, muvaffakiyetimden ciğerlerim şişiyordu. Eminim ki ilk tayyare ile uçan mucitler bile bu kadar derin bir zevk duymamışlardır. İşte altımdaki makine aları şadman (sevinçli, şen) eden gürültülerle ilerliyor, semadan bütün cihana muvaffakiyetimi ilan ediyordu. Teyyareme son sürati verdim. Havada ikiyüz kilometre süratle uçuyordum. Yükselmek, aşağı inmek tecrübelerini yaptım. Tayyarem, elimizde mevcut tayyarelerin hepsinden daha büyük bir muvaffakiyetle işliyor, hepsinden iyi uçuyordu. Artık kalbim rahattı. Şimdi istedikleri kadar mümanaat edebilirlerdi. Tekrar geri döndüm, tayyaremi kaldırdığım yere indirdim. Tayyarem yükselir yükselmez karargâhta bulunanlar hemen meydana koşmuşlar, ansızın havaya yükselen bu teyyarenin hangi teyyare olduğunu tetkike koyulmuşlar, nihayet benim uçtuğumu anlayınca merak içinde beni beklemeye başlamışlardı. Ben yere iner inmez arkadaşlarım etrafımı aldılar. Muvaffakiyetimi tebrik ettiler. Fakat biz asker olduğumuzu unutmuştuk. İçimden gelen hisse mukavemet edemeyerek, verilen emir hilafına tecrübeye kalkışmış, müfettişliğin emrini dinlememiştim. Müfettişlik derhal bir emri vaki ile on gün hapse ve yarım maaşımın kat ına karar verdi. Mektep sıralarında iken aldığımız terbiye bize ya mükâfatla ya da mücazatla (bir suça karşılık ceza çektirme) karşılanacağını öğretmişti. Benim muvaffakiyetim, mücazatla mükâfat görüyordu. Bu icadımdan dolayı bir ikramiye ile taltif (rütbe, maaş artırımı gibi şeylerle sevindirme) edilmekliğim lazım gelirken, on gün hapse mahkûm olmuştum. Fakat bu ceza artık benim için ehemmiyetini kaybetmişti. Ben tecrübemi yapmış ve tereddütler içinde bulunan Heyet-i Fenniye ye tayyaremin mükemmeliyetini tasdik ettirmiştim. Benim için en büyük mükâfat bu idi.

VECİHİ Y-XI (1930)

“…İşlerim hayli ilerlemişti. Hele minyatür Vecihi XI tipindeki model tayyarem güzel sanatlar sınıfına yakışan bir güzellikte meydana gelmişti. O sırada kulağıma gelen iyi bir haber içimde sıcak bir ümit yaratmıştı. 1930 yılı Sanayi Kongresi Ankara’da toplanacak ve bu münasebetle Halkevi’nde bir numune sergisi açılacaktı. Beni en çok sevindiren cihet, bu sergide yalnız yerli malları gösterilmesi hakkında verilen karardı. İşte idealime yeni bir çığır olacağını umduğum bu kararı işlemek ve bu fırsatla gayeme doğru bir adım daha atabilmek düşüncesine saplandım. Evet, “Yerli malı” en güzel bir konu, Milli kalkınmamızın endüstrilerimizi millileştirmek davranışı, Yani gayemin aydın yolu…” …Sergi hazırlıkları arasında ilk temasımda, sergi komiserinin ziraat ve sanayi uzmanı Daniş Bey dostum olduğunu görünce çok sevinmiştim. Daniş Bey sanatkârları himaye etmekten zevk alan, çok temiz kalpli bir vatandaş, beni görünce hemen koluma girdi, komiserlik dairesine götürdü. Orada gördüğüm bir zat ile beni tanıştırırken şöyle konuştu “Sanat sevenler birbirlerini zevkle selamlarlar; bedii eserler yaratan sedefkâr Vasıf, tayyareci Vecihi”. Bu ismi duyduğum anda muhterem üstadın hürmetle ellerini sıktım, o da bana aynı hislerle mukabele etti. Vasıf Bey müstesna eserleri ile uluslararası ün kazanmış bir üstattı. Oturduk, çeşitli konular üzerinde konuştuk. Sonra akşam için evimi şereflendirmelerini rica ederek ayrıldım. Bu buluşma sergiye iştirakimin sebebi olmuştu. Daniş Bey ile büyük sedefkârın kesin sanat görüşleri, evimde gördükleri model eserimin topladığı ilk takdirler oldu. Yine onların teşviki ile Daniş Bey sergi antresinin en güzel bir köşesini bana verdi. Gücümün yettiği kadar itina ile hazırladığım bu mütevazı köşe benim için tarihten bir yaprak ve kadirbilir vatandaşlarımdan değerler toplayan bir nokta olmuştu. Başta Büyük Atamız, İnönü ve bütün büyüklerimiz, mülki ve askeri seçkin zatlar, hepsi de zevkle seyrettikleri köşemi, bana manevi destek olan kıymetli takdirleri ile süslediler ve zenginleştirdiler. Birçok basın, yayınları ile de havacılık yolunda methiyeler yazdılar. İşte “Hâkimiyet-i Milliye” gazetesinde büyük puntolarla yayınlanan bu yazı ne güzel bir hatıradır…”

VECİH XII(20 MART 1930)

VECİHİ XIV (1930)

“…Yıllık iznimi 1930 yılı Haziran 15’ten itibaren kullanacaktım. İnşasını düşündüğüm tayyarenin projelerini hiç bir eksik bırakmadan tamamlamış olarak İstanbul’a hareket ettim. Evim Kadıköy’de olup benim için en müsait çalışma yeri bu muhit idi. İlk işim yapacağım işe uygun bir yeri aramak oldu. Kadıköy Keresteciler Sokağında , bulduğum bir mağazanın üst katını münasip görerek iyi bir anlaşma ile kiraladım ve ihtiyacım olan ilk malzemeyi hazırlayarak, geldiğimin üçüncü günü, iki marangoz, bir hızarcı ve bir tesviyeci ile işe başladım (19 Haziran 1930)…” “…İznim bir buçuk ay idi, normal işlemle bu süreyi bir buçuk ay daha uzatabilirdim, bu hesaba göre yapacağım uçağı üç ay içinde bitirmeye mecburdum. Halbuki yeni prototip bir tayyare inşası için bu süre çok azdır. Bir tayyarenin inşası için, ne kadar basit olsa da, çalışma süresi olarak en az 5000 saatlik mesaiye ihtiyaç vardır. Beş kişilik bir kuvvet, normal mesai şartları ile üç aylık zaman 3600 saat eder, geri kalan saatlik hizmeti sağlamak beni düşündüren bir zorunluluktu. Kuvveti çoğaltmak maddeye dayanan bir iş olarak imkânsızdı. Bu zorunluluk karşısında çalışma saatini uzatmak, yoruculuğu hissettirmeyecek bir hava yaratmak suretiyle iş arkadaşlarımı neşe içinde meşgul etmeyi düşünmüş ve buna göre iş programımı tanzim etmiştim…”

VECİHİ XV (1933)

VECİHİ XVI / NURİ BEY (1933)

…Nuri Bey’e şu cevabı vermiştim.”Nuri Bey, okulumuza yapılacak en güzel yardım uçuş araçlarımıza bir uçak daha katmakla mümkündür. Yalnız müsaadenizle size okulumuzda kullanılacak uçaklar hakkında aldığımız prensip kararımızı arz ettim: ilk eğitim uçağımız Vecihi XIV tipidir, Antrenman uçuşları için de inşaatı bitmek üzere gördüğünüz Vecihi XV tipi uçağımızdır. Yardımı değerlendirmek sizin hakkınızdır�. Bu cevap üzerine Nuri Bey yeni bir soru daha açtı: “Güzel, Bir uçağın maliyetini ve ne kadar zamanda yapıldığını bana söyleyebilir misiniz?” …Cevabım şu olmuştu “Evet efendim, atölyemizde bir uçağın yapımı yaklaşık olarak 90 günlük süre ve maliyet de 5.000 lira civarında oluyor.” Cevabımı tatmin edici bulmuş olacaktı ki Nuri Bey şu yurtsever duyguyu izhar etmekle bizi sevindirmişti. “Evet, Vecihi Bey muvaffakiyetlerinize şahit oldum, sizi tebrik ederim, şimdi ben gidiyorum. Okulunuza yardım olmak üzere bu günden itibaren emrinize bir uçak bedeli 5.000 lira ayırıyorum.” dedi ve veda ederek okuldan ayrılmıştı. Bu ziyaret okulumuza yeni bir uçak kazandırmıştı. Derhal atölye şefi Abdurrahman’ı çağırarak Vecihi XV uçağını tezgâhtan indirip, Nuri Bey’in hediyesi yeni uçağın yapımına başlanacağı için gerekli hazırlığın yapılmasını istemiştim. Bu emir süratle tatbike başlandı. Öğrencilerimin hepsi bir bayram havası yaşamışlardı. İşte bu hadise kitabın ileri mevzuları arasında görülecek olan Nuri Demirağ Tayyare Fabrikasının ve havacılık tesislerinin tohumu olmuştu. Ben şahsen, bu davranıştaki başarımdan ziyade Nuri Bey gibi hayrı ve yurt savunması için servetini dökmekten kaçmayan asil duygulu bir Türk’ü havacılık yoluna sürüklemiş olmaktan derin bir sevinç ve huzura kavuşmuştum…”

UÇAK MOTORLU SU KIZAĞI VECİHİ SK X

…Bu eser yurdumuzda ilk defa denize indirilen bir bottur. Bu projeyi ilk defa ele aldığım zaman uçuş mahrumiyetinin hicranı içinde kıvrandığım zamandı, yani Tayyare Cemiyetinin kuruluş amacının söndürüldüğü ve onu takiben Tomtaş ın iflasa sürüldüğü tarihten sonradır. Yani 1929 dur. Bu yola gönül verenlerin ümit kapılarının kapandığı zamandı.Tam anlamı ile bir atalet devri…Boş durmak çok kötü idi. Düşünüyorum hiç olmazsa muasır tekâmüle uygun bir şey yaparak milletimizin muhtaç olduğu hızı sağlayan bir araç meydana getireyim. Bu düşünce ile planlarını hazırladım ve İktisat Vekâletinden patentini de almıştım. 1930-1933 yılları uçağımın kabulü mücadelem, onu takip eden yurt uçuşlarım, açtığım okulun kuruluşu çalışmaları ve okula uçaklar yapım işleri gibi ağır işler bu eseri yapmaya imkân vermemişti, fakat 1933 yılında ayrı bir ekip teşkil ederek, atölyemin çalışmaları arasına bu inşaatı da ilave etmiştim. İnşaattan sonra denize indirerek yaptığım tecrübelerde, kullanış ve sürat bakımından değerleri aynen bulmuştum. Sürat küçümsenmeyecek bir derece 52 mildi. Özellikle seyir halinde su kesiminin, dümenler altı dâhil 25 cm. oluşu denizcilerimizin önemle dikkatini çekmişti, bu su kesim azlığı en sığ yerlere girebilmek vasfına malik bir deniz aracı olmuştu. Biz bu okul uçuş görevlerinde deniz emergensi servisi olarak kullanıyorduk…”

Yorum Yaz