Havacılık

HAVACILIK KÜLTÜRÜ

 

can yeleğiKültür, belirli bir insan grubu içinde ortak payda oluşturan ve paylaşılan değerler, bilgiler, alışkanlıklar, gelenekler, davranış biçimleri ve semboller bütünüdür. Futbol, din, politika, denizcilik, tarım veya tıp gibi alanlarda, o alana özel diller, anlayışlar, kurallar, şifreler vardır.  Bir alana ait genel bilgilere ulaşmak için kitaplar, makaleler okunabilir, çok ayrıntılı kuru bilgiler de öğrenilebilir. Ancak o alanın kültürünü edinmek için, o konuyu bizzat yaşamak ve içinde uzun zaman geçirmek gerekir. En dolu bilgilerle meslek yaşamına başlayan bir ilkokul öğretmeni, 10 yıl sonra okulda edindiklerinin bir kısmını unutmuş olsa da, kazandığı deneyimler ve edindiği yazılı olmayan bilgilerle (kültür) çok daha verimli olabilmekte, eğitim sistemi hakkında felsefe yapabilir hale gelebilmektedir.

 

Her uğraş alanının ancak sahada sıkıntılara girerek, zorlanarak, acı çekerek edinilebilen bilgileri vardır. Bir uçağın motorunun çalıştırılıp havalanması, belirli kumandalarla uçuşu sürdürüp sonunda inişin gerçekleştirilmesi olarak özetlenebilecek “sıradan bir uçuş ” çok da zor sayılmaz; teknik bir öğreti ile herkesin yapabileceği kadar basite indirgenebilir. Ama havacılık bu kadar mıdır? Uçuşun ruhu, yazılı olmayan kuralları, tarihi, mucitleri, efsaneleri, özel bir dili (jargonu), etik değerleri (ahlâkı), anıları, sanatı, gelenekleri, keyfi, hiyerarşik yapısı, şakaları, maceraları, felâketleri vs. de vardır; bunlar hazmedilmeden gerçek havacı olunamaz. Uzun yıllar boyu acı-tatlı tecrübelerle, okumalar ve dinlemelerle edinilen bir şeydir havacılık kültürü.

 

Bu manâda havacılılık kültürü, sadece pilotların değil, uçak bakım teknisyenenin, hava trafik kontrolörünün, uçuş doktorunun ve hattâ havacılık sevdalısı olup uçmayan ve uçurmayan insanların da sahip olabileceği; ama sistemin içinde rol aldığı halde konuya mekanik yaklaşan bazı yöneticilerin sahip olamayacağı bir şeydir. Havacılığı bir otobüs işletmesi, pilotları tayyare soförleri gibi gören anlayışlar, kâr rakamlarına odaklı düşünen yöneticiler olduğunu biliyoruz. Üstelik bu anlayış içinde olanların bazıları 30-40 yıllık havacılar (tecrübeli pilotlar) da olabiliyor. Kuramsal olarak havacılık kültürüne çok aşina kişilerin bu paradoksal durumu nasıl açıklanabilir? Bu kişilerin zaman içinde kültürlerinde erozyon olduğu, enerjilerinin yönetim hırsına, mevki veya para kazanmaya dönüştüğü söylenebilir; bu anlayışı çok tehlikelidir. Havacılıkla ilgili olmayan birisinin sektörün önemli bir yönetim makamına getirilmesine tepki gösterebilirsiniz ve bu tepki anlaşılabilir bir şeydir. Ama çok kıdemli bir pilot böyle bir makama getirilir ve onun havacılık kültürüne aykırı uygulamalarını gördüğünüz zaman, acaba bu kişi yapılması gerekeni mi yapıyor, yoksa ben mi yanılıyorum? diye ikileme düşebilirsiniz. Diğer taraftan, havacılık geçmişi olmadığı halde, Cem Kozlu gibi çok başarılı işlere imza atmış kişiler de var. Ama galiba hep sormayı, öğrenmeye çalışmayı sürdürebilmiş, tevazuunu koruyabilmiş bir yönetici olması onu farklı kılıyordu.

 

Havacılık kültürüne sahip yönetici veya çalışanların işlerini yaparken bir felsefeleri olmalıdır. Askeri havacılıkta savaş durumlarında öncelik sıralaması bir parça değişse de, sivil havacılıkta birinci öncelik daima uçuş emniyetidir. Emniyeti gözetilecekler sıralamasında ise insan en başta yer alır. Şirket yöneticilerinin politikaları da, çalışan uçuş ve yer personelinin öncelikli kaygıları da “emniyetli bir uçuşu” gerçekleştirmek olmalıdır. Bunun için sistemde rolü ve görevi olan tüm kişiler, insan hatasını minimize etme doğrultusunda çaba göstermelidir. Görevin amacı ve etkinliği, çalışanların ve  müşterilerin memnuniyeti, büyüme ve kâr rakamları sonraki sıralarda gelir.

Yorum Yaz